Yedi Yer Yedi Öykü
İkinci Bölüm
G A L A T
A S O K A K L A R I
1 - Galata Sokakları
Tünel Meydanı’ndaki yazıhanemin penceresinden yakınımdaki Mevlevihane
Müzesi’nin bahçesindeki kimi asırlık ağaçları, kışın ağaçlar yapraklarını
dökünce boğazın bir kısmını; uzak planda ise Çamlıca tepelerini izliyorum. Bir
başka güzellik ise; İstiklal Caddesi’nde gidip gelen, meydanda toplaşan,
sokaklara girip çıkan insanları kuşbakışı izlemek: Hızlı hızlı yürüyenler,
hatta koşanlar, ağır ağır gezinenler; yiyecek içecek büfelerinin, kahvelerin,
simitçinin önlerinde toplaşıp ellerindekini yemekle meşgul insanlar; çocuklar,
gençler, orta yaşlılar ve yaşlılar…
Bahar ve yaz aylarında İstiklal Caddesi’nde yürümek bir başka âlem! Genç
kızlar çiçekler gibi açıyor, tabii onlar doğanın en nadide çiçekleri: kimi
utangaç katmerli menekşeler gibi; kimi sarısı, beyazı, yeşiliyle kabak çiçeği
gibi cüretkâr. İki uçta gezinenler de var. Bir iki yıldır düşük bel ile göbek
gösterme modası biraz tavsadı; şimdilerde dış giysinin etekleriyle bluzların
boyun ve göğüs çevresini yatak giysisiymiş gibi pembe düşler doğuracak tarzda,
daha doğrusu böyle bir izlenim yaratma gayretiyle, kimi ince rahat dokumadan,
kimi kışkırtıcı çizgilerden oluşan giysilerin genellikle siyah dantelle
çevrelenerek dekolte sunulması moda.. Kiminde görülen ya da gösterilen: boyun
çevresinde dantelle sınırlı ten; kiminde geniş saha göğüs bölgesinin
ihtişamıyla sunulan ten, kiminde ise etek boyuyla ortaya dökülen ten; alıp
başını giden kısrak misali… Bu güzellikler dünyasındaki çeşit çeşit çiçekleri
gören kimi karanlık insanlar ölçü derse; o ölçüyü kim oluşturacak? “Mürüvvete
endaze olmaz,” derler ya hani, bu işin de endazesi olmaz! Olmaz, çünkü
özgürlük, özgürlük pazarlamacılarının elindeki ve kabullenenlerin kafasındaki
meta değildir. Özgürlük, aydın insanların ruhundan, beyninden fışkırandır.
Hangi ölçüyle ölçeceksiniz boyunu posunu? Daha da cüretkâr olanlar giysilerinin
göğüs bölgesindeki V’yi neredeyse göbeklerine kadar indirebiliyorlar. O da onların
bileceği bir iş ya da düşünce tarzı. Asla kınamıyorum; hatta ortama farklı güzellikler
sunduklarını düşünüyorum; karanlık dünyalarda ışık saçan yıldızlar gibi!
Yıldızlara herkes ulaşamaz; hadi Mars’a gidin! Özgür zihniniz varsa neden
olmasın?
Olacak o kadar, burası Beyoğlu; İstiklal Caddesi, Tünel Meydanı, Galata
Sokakları! Şunu anlatmaya çalışıyorum; Galata Sokakları hayatın güzellikleriyle
dolu sonsuz dinamik bir yaşamdır.
Galata sokaklarını; antik binalarıyla, tabii ki kulesiyle, her
milletten, her dinden, bir aşağı bir yukarı koşuşturup duran insanlarıyla bütün
olarak seviyorum. Dün akşam; sık sık yaptığım gibi, o sokak senin bu sokak
benim misali kırk sokağa girdim, kırk sokaktan çıktım; kırk noktada durup
etrafı izledim, para kazanma çabasındaki esnafı gözledim, binaların yüzyıllık
geçmişini anlamaya, çözmeye çalıştım; sonunda ne oldu biliyor musunuz? Çok
mutlu oldum, her zamanki gibi!
Bir
yıl önce, böyle bir akşamda, böyle bir mutluluğun sonunda, o günün ürünü
olarak, “Galata Sokakları” şiiri ortaya çıkmıştı. O gündür bu gündür Galata
Sokakları’ndaki gezintilerimde hep bu şiirim aklıma düşer oldu. Gelin hep
birlikte Galata Sokakları’na gidelim.
Galata Sokakları
Ne ayıp
Atmış sekiz yaşında görebildim
Her an yaşam fışkırdığını
Yeni bir güzelliğin doğduğunu
Galata Sokakları’nda.
Yirmi dördünde, otuz dördünde
Kulenin tepesinde dans ettim
Koynuna girdim güzel kadınların
Amaa..
Galata Sokakları’nın
İnsanla albenisini yeni gördüm;
mıknatıs gibi çekiyor şimdi beni.
Peki ama..
Kırk yıldır ben neden kördüm?


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder