13 Eylül 2013 Cuma

1- Galata Sokakları







Yedi Yer Yedi Öykü
İkinci Bölüm



G A L A T A    S O K A K L A R I


 1 - Galata  Sokakları
       
          Tünel Meydanı’ndaki yazıhanemin penceresinden yakınımdaki Mevlevihane Müzesi’nin bahçesindeki kimi asırlık ağaçları, kışın ağaçlar yapraklarını dökünce boğazın bir kısmını; uzak planda ise Çamlıca tepelerini izliyorum. Bir başka güzellik ise; İstiklal Caddesi’nde gidip gelen, meydanda toplaşan, sokaklara girip çıkan insanları kuşbakışı izlemek: Hızlı hızlı yürüyenler, hatta koşanlar, ağır ağır gezinenler; yiyecek içecek büfelerinin, kahvelerin, simitçinin önlerinde toplaşıp ellerindekini yemekle meşgul insanlar; çocuklar, gençler, orta yaşlılar ve yaşlılar…  
          Bahar ve yaz aylarında İstiklal Caddesi’nde yürümek bir başka âlem! Genç kızlar çiçekler gibi açıyor, tabii onlar doğanın en nadide çiçekleri: kimi utangaç katmerli menekşeler gibi; kimi sarısı, beyazı, yeşiliyle kabak çiçeği gibi cüretkâr. İki uçta gezinenler de var. Bir iki yıldır düşük bel ile göbek gösterme modası biraz tavsadı; şimdilerde dış giysinin etekleriyle bluzların boyun ve göğüs çevresini yatak giysisiymiş gibi pembe düşler doğuracak tarzda, daha doğrusu böyle bir izlenim yaratma gayretiyle, kimi ince rahat dokumadan, kimi kışkırtıcı çizgilerden oluşan giysilerin genellikle siyah dantelle çevrelenerek dekolte sunulması moda.. Kiminde görülen ya da gösterilen: boyun çevresinde dantelle sınırlı ten; kiminde geniş saha göğüs bölgesinin ihtişamıyla sunulan ten, kiminde ise etek boyuyla ortaya dökülen ten; alıp başını giden kısrak misali… Bu güzellikler dünyasındaki çeşit çeşit çiçekleri gören kimi karanlık insanlar ölçü derse; o ölçüyü kim oluşturacak? “Mürüvvete endaze olmaz,” derler ya hani, bu işin de endazesi olmaz! Olmaz, çünkü özgürlük, özgürlük pazarlamacılarının elindeki ve kabullenenlerin kafasındaki meta değildir. Özgürlük, aydın insanların ruhundan, beyninden fışkırandır. Hangi ölçüyle ölçeceksiniz boyunu posunu? Daha da cüretkâr olanlar giysilerinin göğüs bölgesindeki V’yi neredeyse göbeklerine kadar indirebiliyorlar. O da onların bileceği bir iş ya da düşünce tarzı. Asla kınamıyorum; hatta ortama farklı güzellikler sunduklarını düşünüyorum; karanlık dünyalarda ışık saçan yıldızlar gibi! Yıldızlara herkes ulaşamaz; hadi Mars’a gidin! Özgür zihniniz varsa neden olmasın?

          Olacak o kadar, burası Beyoğlu; İstiklal Caddesi, Tünel Meydanı, Galata Sokakları! Şunu anlatmaya çalışıyorum; Galata Sokakları hayatın güzellikleriyle dolu sonsuz dinamik bir yaşamdır.

          Galata sokaklarını; antik binalarıyla, tabii ki kulesiyle, her milletten, her dinden, bir aşağı bir yukarı koşuşturup duran insanlarıyla bütün olarak seviyorum. Dün akşam; sık sık yaptığım gibi, o sokak senin bu sokak benim misali kırk sokağa girdim, kırk sokaktan çıktım; kırk noktada durup etrafı izledim, para kazanma çabasındaki esnafı gözledim, binaların yüzyıllık geçmişini anlamaya, çözmeye çalıştım; sonunda ne oldu biliyor musunuz? Çok mutlu oldum, her zamanki gibi!
          Bir yıl önce, böyle bir akşamda, böyle bir mutluluğun sonunda, o günün ürünü olarak, “Galata Sokakları” şiiri ortaya çıkmıştı. O gündür bu gündür Galata Sokakları’ndaki gezintilerimde hep bu şiirim aklıma düşer oldu. Gelin hep birlikte Galata Sokakları’na gidelim. 


Galata Sokakları



Ne ayıp
Atmış sekiz yaşında görebildim
Her an yaşam fışkırdığını
Yeni bir güzelliğin doğduğunu
Galata Sokakları’nda.

Yirmi dördünde, otuz dördünde
Kulenin tepesinde dans ettim
Koynuna girdim güzel kadınların

Amaa..

Galata Sokakları’nın
İnsanla albenisini yeni gördüm;
mıknatıs gibi çekiyor şimdi beni.

Peki ama..

Kırk yıldır ben neden kördüm?

Hiç yorum yok: